Tarım Ülkesi Olarak Adlandırılan Türkiye'nin Bu Alandaki Çöküşü

Türkiye'nin bakliyat ambarı olarak anıldığını ve tarım konusunda da gayet uygun bir yapıya sahip olduğunu biliyoruz. Fakat burada son dönemlerde bariz bir düşüş yaşandığını ve tarım alanında bile gerilediğimizi söylemek mümkün. Ciddi anlamda bir düşüşün yaşanması sebebiyle bu alanda da çeşitli düzenlemeler yapılmaya başlandı. Ancak buna rağmen beklenen artışın geri olarak saptanamadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Türkiye'nin tarım alanlarında yaşanan bu darboğaz için birincil faktörün şehir planlamaları olduğu öne sürülüyor. Bakıldığı zaman ciddi bir şehirleşme ve kırsaldan göç durumu var. Bunu daha iyi anlayabilmek için yaşanan düşüşü ve şehirleşmeyi karşılaştırmamız gerekebilir.

 

Araştırmaların odağında olan istatistiklere baktığımız zaman 1987 ile 2002 yılları arasında tarım alanlarının %5 oranında azaldığı tespit edilmiş. Bu hemen hemen her ülkede gerçekleşebilecek bir iniş çıkışın parçası olarak nitelendirilebilir. Toplam alan azalmasının miktarı ise 1 milyon 348 bin hektar olarak ölçümlenmiş.

 

Bunun durdurulması, tekrardan %5 oranında arttırılması ya da çeşitli tarım teşviklerinin yapılanması gayet mümkün olacaktır. Fakat buna rağmen 2002 yılından 2017 yılına kadar olan tekrar 15 yıllık periyodu incelediğimizde daha da büyük bir çöküşle karşı karşıya kalıyoruz.

 

Bu süreç içerisinde tarım alanları %15 oranında azalıyor ve totalde 3 milyon 203 bin hektar alan daha tarım arazisi olmaktan çıkıyor. Ortalama son 30 yılda %20'lik bir erimeden söz edebiliyoruz. Yapılan analizler sonucunda da doğrudan büyükşehir sayısındaki artış, şehir yapılanmalarının kırsal hayatı yok etmesi ve kırsalda geçim sıkıntılarının burada unsur olduğunu görüyoruz. Geçmişe dönük bir analiz yaparak ne kadar şehirleştiğimizi ve bunun tarıma yönelik nasıl bir vurguna dönüştüğünü daha iyi gözlemleme şansı yakalayabiliriz.

 

Cumhuriyetin ilk yıllarında büyük bir tarım reformu yapılarak üretim hacmi son derece genişletildi. 1947 yılında toplam nüfusun %76'sının kırsalda yaşıyor olması tarımsal anlamda büyük bir kozdu. 2012 yılına gelindiğinde nüfusun sadece %23'ünün kırsalda yaşadığı bir döneme ulaşmış olduk. Ayrıca birkaç sene önce büyükşehir yasasında yapılan düzenlemeler neticesinde pek çok şehir ve ilçe için yeni düzenlemeler yapıldı. Bununla beraber 2012 yılında %23 olan kırsalda yaşam oranının 2019 yılında %8-9 seviyelerine gerilediğine şahit olduk.

 

Kırsalda yaşam azaldıkça tarımın azalması elbette ki mümkün görünüyordu. Analistler bu açıdan sürekli çalışmalar ve istatistikler ortaya koysalar da elle tutulur bir tarım teşvik yasası söz konusu dahi olmadı. Ülkemizde iş alanı olarak tarımın kullanılabilirliğini 1990'lı yılların başında %47 olarak ölçümlüyorduk. Dolayısıyla bakliyat deposu ya da tarım ülkesi gibi nitelendirmeler gayet mantıklıydı. Fakat günümüz gerçeklerine bakıldığında bunu göremiyoruz. Aksine 2016 yılında sunulan istatistiklerde iş alanlarında tarımın yeri yarı yarıya seviyesinden daha fazla düşerek %20'lere kadar gerilemiş vaziyette görünüyordu.

 

Burada tarım ilaçlarının kullanımı, yerli gübre konusunda yeterli ihtisasın verilmemesi, tohum ve karma konusundaki genel iktidarsızlık, organik tarımın beklenen ölçekte büyümemiş olması gibi etkenler söz konusu olmaya başladı. Hatta yıllar öncesinde ihracat kalemi olan bazı sebze ve meyvelerin artık ithalat kalemi olarak gözükmesini de buna bağlayabiliriz.

 

Halen daha Avrupa üzerinde bir kıyaslama yapacak olursak Türkiye'nin belirgin bir tarımsal yönünün olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bunu yinede geçmişe dayanarak karşılaştırmamız pek olumlu sonuçlar doğurmuyor. Aksine insanların çoğu bu alanda yanlış adımlar atıldığını düşünüyor. Çok daha geri planda olan ülkelerden çeşitli bakliyat ürünlerini ya da sebze ve meyveleri ithal ediyor oluşumuz ise tarımda yaşanan bu gerilemeyi net bir biçimde gözler önüne serebiliyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Çakar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberso Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberso hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket Sokağa Çıkma Yasağı Gelmeli mi ?