NEFS-İ MÜLHİME

Tabibler ( Hasta tedavi eden kimse , Hekim , Doktor ) :

 

Allah'ın ;

 

Eş- Şafi ( şifa veren )

 

En-Nafi ( fayda veren )

 

Er-Rahim ( rahmet eden , esirgeyen )

 

El-Latif ( lütufda bulunan )

 

El-Muhyi ( hayat veren )

 

İsimlerinin tecelli ettiği ve kullara Allah' ın bu isimlerinin tecelli etmesine vesile kıldığı mazharlardır !

 

Bu yüzden mesleği doktorluk olanlar bu hakikati iyice idrak etmeli , neye vesile olduğunu iyi bilmeli ve bu görevlerini bu bilincin geregini açığa çıkaracak şekilde ifa etmeliler.

 

Hastalara güler yüzlü davranmaları , onların ( hastaların ) mutlu olmalarına vesile olacaktır.

 

Hasta kul , Rabbine yakınlığı en fazla olan kullardandır. Bu cihetle hastanın duası makbul dualardandır. Hasta ziyareti bu sebeple mühimdir.

 

Dolayisiyle doktorun hastasına tebessüm etmesi hastaya moral kazandırdığı gibi doktora gönülden hayır duada bulunmasına vesile olacaktır.

 

Bilhassa tedavisi mümkün olmayan ( günümüz tıp bilimi açısından ) hastalığa yakalanmış kimselerin ,  riskli ameliyata gireceklerin tedavi , ameliyat gibi branşlarda görev almış doktorların bu tür hastalara bir tebessümü çok görmemeleri , güler yüzle muamelede bulunmaları hastalar için bir mutluluk iken , doktor için de büyük bir manevi kazanç , ahireti için bir sermayedir.

 

Mevcut doktorlarımızın bu hakikati müşehade etmelerini  , doktor olmak isteyenlerin ise bu hakikatlerin bilincinde olmasını temin edecek bir eğitimden geçirilmelerini temenni ederim.

 

Bu hakikatin farkında olarak mesleğini icra edenlere ve insanlara bu hakikatin bilincinde muamelede bulunanlara Selam olsun.

 

 

———————————

 

"Müminin ferasetinden sakının!. Çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.”

 

(Tirmizi, Tefsiru’l-Kur’an, 16, Suyûtî, elĞCâmiu’sĞSağir, 1, 24)

 

Rasulullah ( S.A.V.) ın işaret ettiği gibi mü'min olursak işte o zaman ferasetimiz zuhur eder , Allah'ın nuruyla bakar hale gelebiliriz ve işte o zaman küffar ve münafık bizden korkar olur.

 

———————————

 

( Allah'ı zikir halinde iken ) Nefsinde bir tecelli gerçekleştiğinde, bu tecellinin, ruhani meleki varidat şeklinde olanı ile, ruhani şeytani ateşli varidat olanlarını tefrik etmeye çalış ! Bunun tefriki şöyledir :

Eğer tecelli, meleki bir varid ise, ardından bir üşüme ve tat gelir. Ve bundan dolayı bir sıkıntı oluşmadığı gibi, senin şeklini de değiştirmez ve geriye bir bilgi bırakır.

Ama eğer bu varid şeytani ise, uzuvlarda bir karıncalanma, sıkıntı, hayret ve şaşkınlık meydana getirdiği gibi, geriye tereddüt ve kuşku bırakır.

Bütün bunlara rağmen, sen halini koru ve zikretmeye devam et !

 

————————————

 

 

NEFS-İ MÜLHİME ( İlham alan nefs )

 

Nefs mertebelerinin üçüncüsüdür ( Nefs-i Emmare ve Nefs-i Levvame'den sonrBa gelir). Adından da anlaşılacağı gibi nefs-i mülhime mertebesine ulaşan kişi ilham almaya başlar. Ancak bu ilham Rabbinden mi ? , melekten mi ? , şeytandan mı ? yoksa nefsinden mi ?. Mülhime nefs mertebesinde olan kişi bu dört vecihten de ilhama mazhar olur. Bu ilhamların hangi cihetten olduğunu doğru bir şekilde bilmek ise basiret gerektirir.

 

Bu hususta Muhyiddin İbn Arabi (k.s.) şu ifadelerde bulunmuştur :

 

-------------

 

" Düşünceler dört kısımdır :

Rabbani düşünce , meleki düşünce , nefsi düşünce ve şeytani düşünce.

 

Fütuhat c2 , s354 – Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)

 

İnsan , düşünceleri hakkında iç görü ( basiret ) ve ayırım gücüne sahip değil ise , iyi bile olsa , şeytanın verdiği düşünceyle meleğin ve nefsin verdiğini ayırt edemez. Bunları doğru bir şekilde ayırt etmez ise asla kurtuluşa eremez. Çünkü şeytan , her gruba o gruba baskın hale göre gelir. Bu meyanda , şeytanın Salih insanlardaki gayesi , kendisinden ( bilgi ve düşüncelerini ) almada şeytanı tanımamalarını sağlamaktır. Bu durumda Salih insanlar , bilgiyi şeytandan aldıklarını bilmeyip onu Allah’a nispet eder ve hangi yoldan kendilerine ulaştığını bilemez. Adeta şeytan , onların bu bilgisizlikleri ile tatmin olur ve onların otoritesinin altında bulunduğunu anlar. Şeytan ( görünen ) işlerde Salih insanı aldatmayı sürdürür. Böylece kendisine aktardığı düşünceleri onaylatmayı ve onların Allah katından olduğunu kabul ettirmeyi başarır. Bunun üzerine , yılanın derisinden soyutlanması gibi salih kişiyi dininden çekip alır.

 

Fütuhat c2 , s358 – Muhyiddin İbn Arabi (k.s.) "

 

------------

 

Mülhime nefs mertebesinde bulunan kimse zaman zaman mutmain nefs mertebesine yaklaştığı gibi zaman zaman da levvame nefs mertebesine yaklaşır. Yani bu iki uçtan kısmi olarak nasipdar olabilir. Mülhime nefs mertebesinin süreci hayli uzun bir süreç olabilir. Kendi içersinde bir çok durakları vardır. Bu skala içersinde salik için iniş ve çıkışlar kaçınılmazdır. Bazen bu mertebe ehlinden bir takım keramet zuhurları da açığa çıkabilir. İşte bu yüzden bu mertebe ehli halk arasında 'evliya' , ' veli ' olarak tanımlanır ve tanınır. Yine bazı menkıbelerde bir çok veli kulun son nefesinde imansız gitmiş olmasından söz edilir ki bunun manası mülhime nefs mertebesinde olan kimsenin levvame ve hatta emmare nefs mertebesine geri düşebileceği ihtimali ve hakikatini dile getirmek amacını taşır. Oysa ki mülhimenin bir üstü olan mutmaine nefs mertebesine ulaşmış kimsede böyle bir tehlikeden söz edilemez. Mutmaine nefs mertebesine eren kul Allah'ın koruması altına aldığı kuldur.

 

Mülhime nefs mertebesindeki kul için beş duyunun ötesindeki duyularının algısı açılır. Böylece bu açılan kapılardan gerek melek gerek se şeytan ( cinler ) irtibata geçerler. Bu mertebede bulunan kişiye şeytan , mertebesinin gereklerine göre tuzaklarla gelir. Kul , yaptığı nefs terbiyesi , teskiyesi , ibadetler , ilim tahsili neticesi oluşan idrak açılımı , zikirler ile bu beş duyunun ötesi algılarını açık hale getirmesi ile cinler rahatlıkla bu kişi ile temasa geçmeye yönelerek kişiye kendilerini ehlullahtan bir zat olarak tanıtırlar veya meleklerden olduklarına inandırmaya çalışırlar. Burası salik için en tehlikeli duraklardan biridir. Durumu ayırt etmeye yarayacak bir terazisi ( işin hakikatini idrak etmeye yönelik bir ilmi ) yok ise cinlerin , şeytanların tuzağına düşer ve kendisini evliya zanneder. Mizacı bozuk , akıl cihetinden bir takım rahatsızlığı olan kişi işi daha ileriye götürür ve Mehdi olduğunu dahi iddia eder.

 

Bu nefs mertebesine ermiş kişiler , bu kaygan zeminde ayaklarının kaymaması için şeriatın emir ve nehiylerine azami dikkat göstermeli , ilme ehemniyet vermeli , her söz , oluş , fiili ilim terazisinde tartmalı , hislerinde karıştırma ve yanılma olabileceğini unutmamalı , bu yolun tuzaklarını ve tuzaklardan zarar görmeden kurtulup yola devam edebilmenin usulünü ehlinden öğrenmeli , ehlinin tavsiyelerine kulak verip uygulamalıdır.

 

 

 

————————————————

 

 

Kişi kendi çabası ( kesb / kazanım ) neticesi elde ettiği ilim , idrak ve kavrayış eşliğinde kendisine olan tecelliden bir zevk hali yaşayabileceği gibi , bu durum Hakk kaynaklı ( vehbi ) bir şekilde de ( Rabbani keşif ya da ilahi keşif ) vuku bulabilir.

 

Tecellilerin farklılaşması ile zevk de farklılaşır.

 

Zevkin nefse dönük bir hakikati de vardır. Nefs-i Levvame mertebesinde olan kimselerin tamamından ,Nefs-i mülhime mertebesinde bulunan kimselerin büyük bir kısmından açığa çıkan zevk nefs kaynaklı bir zevktir, hal zevkidir. Böyle bir zevk sahibinin zevkinden müşahadeleri ve tespitleri sadece kendisini bağlar. Böyle bir zevkin neticeleri umuma şamil değildir. Bu tür zevki neticeler , tespitler esas alınamaz, ilmi bir hakikat olarak kabul edilemez , itibar edilemez. Bir yolun öğretisi olarak lanse edilemez. Bu tespitler ilmi hakikatlere dayanan bir kriter değildir ve böyle görülemez. Bu nefis mertebelerindeki kimselerin halinin şeytan kaynaklı bir hali zevk yaşadıkları ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Çünkü nefse melek olduğu kadar şeytan da ilham verebilir.

 

Bu hususta ayırımı yapabilecek düzeyde ilim sahibi olmak ve işin hakikatini görmeyi sağlayacak bir teraziye sahip olmak gereklidir.

 

——————————————————

 

Bismillahirrahmanirrahiym.

 

" Onlara yeryüzünde bozgunculuk yapmayınız denildiğinde derler ki : Biz sadece ıslah edicileriz. Dikkat ediniz, onlar bozguncuların ta kendileridir, fakat farkında değillerdir. "

 

Bakara - 2/11-12

 

——————————————————

 

 

Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

 

“İyi ve kötü arkadaşın hali, güzel koku satanla körük çekenin haline benzer: Misk satan, ya sana güzel kokusundan bir miktar meccanen verir ya  sen satın alırsın, ya da (hiç değilse onunla beraber olduğun sürece) güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise, ya  elbiseni yakar ya da (en azından)körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.”

 

Buhârî, Zebâih 31, Büyû’ 38; Müslim, Birr 146. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 16

 

.........

 

Misk ( kokucu ) satan biriyle arkadaşlık yapanın elbisesi güzel ( misk ) kokar.

Demirci ile arkadaşlık yapanın elbisesi de is kokar.

 

Kiminle dostluk kurarsan dostluk kurduğun kimsenin ahlakından etkilenirsin.

 

Bir mekanda karşısında oturduğun kimseye dikkat et. Karşındaki kalbi hastalıklı , kötü ahlak sahibi bir kimse ise onun kalbinin karalığı ( kötülüğü ) seni olumsuz etkiler , kalbine olumsuz tesir eder. Ahlakı düzgün kimselerden isen senin kalbine onun tesiri sıkıntı vermek cihetiyle açığa çıkar. Ahlakın sağlam değil ise bu kez o kötü ahlaklı kimsenin ahlakı sana sirayet eder ve böylece senin kalbin de bozulur.

 

Kalbi hastalıklı , kötü ahlaklı kimselere yapmayı düşündüğün , henüz proje aşamasındaki işlerini anlatma. O kimsenin senin hakkında olumsuz düşünmesi neticesinde işlerini sekteye uğratırsın.

 

Salih bir müminin bulunduğu bir mecliste bir kalbi bozuk kimse sıkılır , daralır ve orayı terk etmek ister.

 

Kalbi bozuk kimselerin bulunduğu bir meclise bir mümin girse bu kez o mümin kimse daralır , sıkılır ve orayı terk etmek ister.

 

Bu gibi olumsuz kimselerin tesirlerinden kendimizi koruma altına almak için :

 

Kalbimiz kuvvet buluncaya kadar olumsuz insanlardan uzak duralım ,

Korunma virdini okuyalım ,

İlmimizi arttıralım ,

Öğrendiğimiz ilim ile amel edelim ,

Kulluk görevlerimizi titizlikle yerine getirelim ,

Allah'ın ipine sıkıca sarılalım ,

Allah'ı bilen ve emirlerini yerine getirme gayretinde olan kimselerle dostluk kuralım.

 

İnşaAllah.

 

 

———————————————————

 

Sual :

 

Olumlu ya da olumsuz düşünceye sahip insanlar , bulundukları hal üzere karşı taraftaki ya da muhatap oldukları ya da aynı ortamı paylaştıkları insanlar üzerinde tesir gücüne sahip midir ?

Böyle bir tesirin varlığı doğru mudur ?

Mahiyeti nedir ?

 

El - Cevap :

 

İnsanların düşüncelerinin kaynağı ve ilk zuhur ediş mahalli kalptir.

 

Aynı zamanda kalp , başkalaştırma ve değiştirme mahallidir. Bu başkalaşma ya da değiştirme ise kalbin bulunduğu hal ve mertebe ile ilgilidir.

 

Olumlu ( müspet / pozitif ) düşünceler

veya

olumsuz ( menfi / negatif ) düşünceler bu düşünce türüne ( frekansına ) göre bir açılım meydana getirdiği gibi aynı zamanda adeta bir paratoner gibi kendi cinsinden olan şeye doğru bir meyli olur , karşıt cinsten olan düşünce şeklinin de etkinliğini ( formunu ) bozmaya ve kendi formuna çekmeye , kendi formunun tesirinin kuvvetine göre karşı tarafın formunu başkalaştırmaya yönelik bir etkileşim ve zuhurat söz konusudur.

 

Bu durum kişinin düşüncelerinde sağlamlık. ( sebat hali ), inandığı şeye ( müspet ya da menfi ) inancının kuvveti , himmetinin ( güçlerini toplamada ve kullanmada ) tesiri ve kuvveti ile doğru orantılıdır.

 

Bu sebeple kişi önce kendi düşüncelerini kontrol altında tutmalı , olumsuz düşünmekten kaçınmalı , olumlu düşünerek kendisini motive etmeli , huzur halinde olmalı , huzur halini elde etmek için dinin gereklerini yaşamalı , kulluk görevlerini yerine getirmeli , Hakkı ve hakikati gözetmeli , kendi olumlu düşünceleri belli bir düzeyde kuvvet bulmadıysa etki altında kalmamak için olumsuz düşüncelere sahip olan insanlardan kaçınmalı , muhatap olmaktan uzak durmalı , aynı mekanlarda zaruretten dolayı birarada bulunmak zorunda olanlar kalpleri karşı karşıya gelecek şekilde tam karşısında oturmaktan sakınmalı ( kalpler karşı karşıya birbirine bakar vaziyette oturmak ya da durmak neticesi kalpten kalbe bir tesir oluşur. Taraflardan kimin tesiri baskın gelirse baskın olan taraf karşısındakinin kalbindekileri değiştirir , başkalaştırır ve kendisine benzetir ! ) , gafletten sıyrılarak uyanık halde bulunmalı , kendisini bu olumsuzluklara karşı zikir ile ( korunma virdi ) koruma altına almalı , idrak düzeyini yüksek tutmaya yönelik hakikate dair ilimleri öğrenmeye ve öğrendiğini uygulamaya yönelik gayret sarfetmelidir.

 

Tüm bunlar sünnetullah diye tabir ettiğimiz Allah'ın bu alemin işleyişine yerleştirdiği kanunların sebep - sonuç ilişkisi dairesinde cereyan etmesi , vuku bulmasıdır.

 

Bu kanunları bilen ve bilgisini dünya ve ahiret saadetini elde etme yolunda kullanabilen kimse huzur sahibi olur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Şahin Uçar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberso Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberso hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberso editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberso değil haberi geçen ajanstır.



Anket SİZCE OKULLAR AÇILMALI MI?