ilim

Kişi kendi çabası ( kesb / kazanım ) neticesi elde ettiği ilim , idrak ve kavrayış eşliğinde kendisine olan tecelliden bir zevk hali yaşayabileceği gi...

Kişi kendi çabası ( kesb / kazanım ) neticesi elde ettiği ilim , idrak ve kavrayış eşliğinde kendisine olan tecelliden bir zevk hali yaşayabileceği gibi , bu durum Hakk kaynaklı ( vehbi ) bir şekilde de ( Rabbani keşif ya da ilahi keşif ) vuku bulabilir.

 

Tecellilerin farklılaşması ile zevk de farklılaşır.

 

Zevkin nefse dönük bir hakikati de vardır. Nefs-i Levvame mertebesinde olan kimselerin tamamından ,Nefs-i mülhime mertebesinde bulunan kimselerin büyük bir kısmından açığa çıkan zevk nefs kaynaklı bir zevktir, hal zevkidir. Böyle bir zevk sahibinin zevkinden müşahadeleri ve tespitleri sadece kendisini bağlar. Böyle bir zevkin neticeleri umuma şamil değildir. Bu tür zevki neticeler , tespitler esas alınamaz, ilmi bir hakikat olarak kabul edilemez , itibar edilemez. Bir yolun öğretisi olarak lanse edilemez. Bu tespitler ilmi hakikatlere dayanan bir kriter değildir ve böyle görülemez. Bu nefis mertebelerindeki kimselerin halinin şeytan kaynaklı bir hali zevk yaşadıkları ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Çünkü nefse melek olduğu kadar şeytan da ilham verebilir.

 

Bu hususta ayırımı yapabilecek düzeyde ilim sahibi olmak ve işin hakikatini görmeyi sağlayacak bir teraziye sahip olmak gereklidir.

 

————————————————

 

Bir hususta ehil olmayanın ahkam kesmesi o kimsenin cehaletinin verdiği cesarettendir.

 

Cahil vardır ; o hususta bilgisinin olmadığını bilir , kabul eder. Böylesi cahile laf anlatmak , bilmediği konuda aydınlatmak mümkün olabilir.

 

Cahil vardır ; bilmediğini dahi bilmez , bilmediğini kabul etmez. Böylesi cahil iki kere cahildir. Bu cahile bir söz anlatmak , meselenin hakikatini anlatmak imkansızdır. Tamamen sağır bir kimsenin karşısında sesin çıktığı kadar bağırarak seslensen nafile !. Sağır seni asla işitmez ve işitmeyecektir.

 

Öyleyse sağır olduğunu anladığın kimseye sesin ulaşmıyor diye kızmanın , öfkelenmenin anlamı olmadığı gibi , sağır olduğunu anladığın kimseye bir şeyler söylemekten de vaz geçmelisin.

 

—————————————————

 

İnsanların birbirleri ile yaptıkları söylemde , ifadelerde  anlaşamamalarının ya da farklı şeyler anlamalarının sebeplerinden birisi de ;

 

cümle içersinde kullandıkları kelimelere farklı anlamlar yüklemiş olmalarıdır.

 

Kelimelerin bir gerçek anlamı vardır , bir de bazı insanların şartlanmalarından eğitiminden , toplumun , kültürün yapısından kaynaklanan , şekillenen , böylece  ' yüklenen anlamı ' vardır !

 

Bazı kelimeler de vardır ki kelime aynı olmasına rağmen kullanıldığı yere göre cümle içerisinde farklı bir anlam ihtiva eder. Bu da ayrı bir husustur.

 

Bu durumda kelimenin gerçek anlamına vakıf olan yüklenen anlamı bilemeyecek / anlamayacak , yüklenen anlamına vakıf olan kimse de gerçek anlamını bilemeyecek / anlamayacak , bunun sonucunda aynı kelimeler kullanılmış olmasına rağmen taraflar farklı şeyler anlamış olacaklar ve bu yüzden anlaşma sağlanamayacak , ihtilaf kaçınılmaz olacaktır !

 

Böyle bir durumu bertaraf etmenin yolu ise , karşılıklı ifadelerde tarafların kelimelere ne anlam yüklediklerini ya da kelimelerden ne anladıklarını birbirlerine açıklıkla sorarak , birbirlerinin anladıkları cihetten meseleye bakarak bunun sonucunda birbirlerinin anlayabileceği ( yükledikleri manalar cihetinden ) ifadeleri kullanmak neticesi anlaşabilir/ anlaşılabilir olabilmektir.

 

Bu hususa dikkat eden ve muhatabında bunu uygulayabilen kimse insanları anlayabilmek ve anlaşılabilmek adına  önemli bir adım atmış olacaktır.

 

———————————————————

 

KİM OLDUĞUNU BİLMENİN İLK ADIMI !

 

" Nefsini bilen Rabbini bilir " buyurmakta Rasulullah ( S.A.V. ) efendimiz.

 

Rabbini tanımak , bilmek istiyorsan şayet , önce kendini tanıman , bilmen gerek.

 

Kendini bilmek nefsini bilmektir.

 

Nefsini bilmek ;

 

nefsinin vasıflarını ( sıfatlarını ) tanımak , bilmektir.

 

Ahlakını( huy , karakter )  bilmektir.

 

Mizacını ( yaratılıştaki unsuri özelliklerin terkibini ) bilmektir.

 

Meylini ( yatkınlığın olan şeyi ) , zaafiyetini ( düşkünlüğün olan şeyi ) bilmektir.

 

İstidatını , kaabiliyetini bilmektir.

 

Genetik yollar ile ebeveynlerinden aldığın kalıtım mirasını bilmektir.

 

Küçük yaştan itibaren sana empoze edilen içinde yaşadığın toplumun eğitim , kültür ve şartlanmaların sende yer eden durumunu bilmektir.

 

Bütün bunları bilmek için sahih bilgiye dayanan sahih yolda samimiyet ile , azim ile , sabır ile , sebat ile , şükür ile , sahih ilim ile ,  sadece Allah'ın rızasını gözeterek ilerlemek gereklidir.

 

Ancak nefsini bildikten sonra Rabbini ( kendi Rabbini ) tanımış , bilmiş olursun. Burası yolun sonu değil başıdır.

Asıl iş bundan sonra başlar.

 

Amaç , Rabbul alemin ( Alemlerin Rabbi ) olan Allah'ı tanımak bilmektir !

 

 

———————————————————

 

 

Bir topluma verilen dini eğitim o toplumun ruhuna işlemez , ruhunda tesirini açığa çıkarmaz ise amaçlanan fayda elde edilemeyecektir.

 

Bu durumda ezbercilik , şuursuz bir taklitçilik , kuru bir davadan gayrı bir sonuç elde edilemeyecektir.

 

Bu da ruhsuz bir ceset mesabesindedir.

 

Malesef bu gün müslüman kitlenin çoğunluğu bu durumdadır.

 

Müslüman olarak yaptığımız ibadetlerin dahi içi boş , ruhsuz bir hâl almıştır.

 

İslam doğru anlaşılır ve tasdik edilirse müslüman olunur , böyle bir kimseye müslüman denilir. Müslümanlıktan öte mü'minlik vardır ki gaye bu olmalıdır.

 

———————————————————

 

 

Aç olan insanın diğer tüm mahlukata karşı rahmeti daha belirgin ve yoğun olarak açığa çıkar.

Kendi acizliğini anlar.

 

Tok insan daha duyarsız olur.

Mide dolunca organlar azar.

Şehvet artar.

Nefsin hakimiyet alanı genişler.

İbadet ve taate karşı gevşeme , üşengeçlik olur.

Dikkat dağınıklığı olur. Gaflet ağır basar.

Böylece anlık tecelli eden latif sırları fark edemez.

 

En çok yemenin sınırını Resulullah ( S.A.V.)  efendimiz şöyle beyan etmiş :

" Midenin üçte birini yemek , üçte birini su ile doldurup diğer üçte birini boş bırakın ( hava ile doldurun ).

 

Yine Resulullah ( S.A.V.) efendimiz az yemenin önemini beyan ederek şöyle buyurmuştur :

" Farz ibadetini yapmaya belini doğrultacak kadar yemesi kafidir "

 

Hastalıkların bir çoğu fazla yemekten kaynaklanır. Az yiyenler daha sağlıklı ve dinç hayat yaşarlar.

 

Dinimizde ideal ölçü iki öğün yemektir. Fazlası yük ve fesada sevep olur.

 

Oruç sağlık için ve maneviyatı yükseltmek için eşsiz bir iksirdir.

 

Pazartesi , perşembe günü oruç tutmanın muazzam getirisi olur.

Her arabi ayın başı , ortası ve sonunu oruçlu geçirmek hem sünnet hem de bir çok feyz , bereket ve ihsana kavuşmaya sevep olur.

 

Hz. Ömer :

" Bir günde ikinci öğünü de et yemeği yiyenin aklına şaşarım " der.

Yine Hz. Ömer :

 " Kırk gün geçtiği halde et yemeği yemeyenin aklına şaşarım " der.

 

Aşırı ve sık et tüketimi nefsi körükler.

Şehvet , hırs , saldırganlık gibi hasletleri arttırır.

 

Yenilen gıdaların nev'ine göre kişide bir ahlaki yapı oluşur.

 

Helal lokma yemek yaptığın ibadetten haz duymanı sağlar.

Haram karışmış ise kişinin kalbi kararır. Kulluk görevlerine yönelmek ağır gelir. İbadetten lezzet almaz. Latif hakikatleri görüp idrak etmesi mümkün olmaz.

 

Fiziksel bir rahatsızlığın , hastalığın yok ise susamadıkça su içme !

Su , gaflet yapar , uyku yapar , ibadetlere karşı isteksizlik hasıl eder.

 

Tok mide ile yatmamaya , yatarken su içmemeye dikkat eden kimse uykusundan dinç kalktığı gibi , gece ibadetine kalkmakta zorlanmaz. Rüyalarını hatırlar. Manevi rüyalar görür.

 

Dışarıdan mümkün olduğunca yemek yemekten uzak dur ! Evinde yemeye ya da evinden getirdiğin gıdaları yemeye gayret et.

 

Evde yemek yaparken yemeğe sevgini , muhabbetini , şifanı , himmetini , pozitif düşüncelerini kat ki bu yemek şifa olsun , huzur getirsin. Kötü ahlaka sahip bir kimsenin yaptığı yemeği yemek , ya da kişinin yemek yaptığı sırada olumsuz düşüncelere sahip olması ( öfke , hırs , haset vs. gibi ) hali ile hazırladığı yemeği yemek hastalık yapar , yiyenin vücut dengesini bozar , maneviyatını etkiler , tahribat yapar , yaptığı ibadetlerden zevk alamamasına sebep olur.

 

Vel hasılı bu konuda edilecek çok kelam var lakin biz bu kadar ile yetinelim

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Şahin Uçar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberso Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberso hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberso editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberso değil haberi geçen ajanstır.



Anket Tekrar sokağa çıkma yasağı gelmeli mi ?