UNDP'de görevli Şebnem Şahin : İklim değişikliği geleceğin değil bugünün sorunu

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) bünyesinde çeşitli projeler sürdüren Dr. Şebnem Şahin, “İklim değişikliği geleceğin değil bugünün sorunu” dedi.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) bünyesinde çeşitli projeler sürdüren Dr. Şebnem Şahin, “İklim değişikliği geleceğin değil bugünün sorunu” dedi.

dünyayı tehdit eden kuraklık hakkında açıklamalarda bulundu. Yaklaşık 40 ülkede görev yapan ve iklim değişikliğine uyum konusunda raporlar hazırlayan Şahin, “Her ülkede duyduğum ve gözlemlediğim sorunlar, farklı boyutlarda olsa bile, bir birine çok benziyor. Doğal afetler, sel, orman yangınları, kuraklık ve sıcak hava dalgaları artık çok daha sık ve şiddetli bir şekilde hayatimizi etkiliyor. Yani iklim değişikliği, artık gelecek nesillerin değil, bugünün sorunu haline geldi. Bu nedenle birçok ülke artık iklim değişikliği konusunda harekete geçerek acil eylem planları üzerinde çalışıyor” dedi.

‘YER ALTI SU KAYNAKLARININ EN AZ ÜÇTE BİRİ TEHLİKEDE’

İklim değişikliğinin gelişmiş ülkelerdeki su kullanılabilirlik oranını daha fazla etkileyeceğini ve su talebinin bu ülkelerde de daha hızlı artacağını da belirten Şahin şunları söyledi: “Dünyada yağış miktarı azalıyor. Ve yeraltı su kaynakları bu azalmayı dengeleyecek miktarda değil çünkü yer altı su kaynaklarının en az üçte biri tehlikede. Baraj inşası da çözüm değil çünkü alüvyon, yüzey akışı ve gelişmekte olan ülkelerdeki potansiyel baraj alanlarının hâlihazırda tespit edilmiş olması bu seçeneği sınırlıyor.”

‘PANDEMİNİN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİYLE MÜCADELEYE ETKİSİ AZ OLDU’

Şahin, Covid-19’un iklim değişikliğine az da olsa etkisi olduğunu belirterek şunları vurguladı: “ ABD Havacılık ve Uzay Ajansı’nın (NASA) yayınladığı verilere göre dünyamız en sıcak 20 yılını 2001’den beri yaşadı. Aylık ortalamaları alırsak 2016, insanlık tarihinin yasadığı en sıcak sene oldu. Pandemi olmasaydı, bu trend 2020’de de devam edecek ve 2020, 2016’dan da sıcak bir sene olacaktı. Pandemi sonucu küresel ekonomide görülen yavaşlama nedeniyle karbon salınımları yaklaşık 10 yıl önceki seviyesine indi. Bu nedenle pandeminin, bir parça da olsa iklim değişikliği ile mücadeleye olumlu bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz.”

‘ARTIK FARKLI MESLEK KOLLARINDAN İNSANLAR DA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN FARKINDA’

Şahin, iklim değişikliğinin artık yalnızca araştırmacılar tarafından değil farklı iş kolları tarafından da gözlemlendiğini belirtti. Şahin konuyla ilgili olarak şu ifadeleri kullandı : “Çoğu ekonomist, insan tabiatının kısa vadeli bir bakış açısına sahip olduğunu düşünür. Yani insan tabiatı gereği kısa vadede kendi alım gücünü ve tüketimini arttırmaya önem verir, iklim değişikliği gibi, bizden sonraki nesilleri etkileyecek sorunların önemini göz ardı eder derler. Ancak, bu söylem son yıllarda gerçekliğini kaybetti. Yalnızca düşünce kuruluşları ve araştırmacılar değil, mesela çiftçilik, balıkçılık, ve hayvancılık gibi mesleklerde çalışanlar bile, iklim değişikliğinin gündelik yaşamımıza nasıl etki ettiğini çok iyi gözlemliyor ve dile getiriyorlar.”

‘2050’DE DÜNYA NÜFUSUNUN YARISI SU KRİZİ İLE KARŞI KARŞIYA KALACAK’

Şahin, sürdürülebilirlik kriterlerine dikkat edilmezse, dünyanın hem arz hem de talep konusunda kriz yasayacağını belirtti. Şahin, “Birleşmiş Milletler’in (BM) uyarısı, göl, nehir, baraj ve diğer bütün doğal ve benzeri su kaynakları üzerindeki baskının azaltılmaması halinde kuraklığın uygarlığı tehdit edecek en büyük sorunlardan biri olacağını yönünde. BM’ye göre, 2050 yılında 5 milyar insan yani dünya nüfusunun yüzde ellisinin su krizi ile karşı karşıya kalacak” diye konuştu.

‘GLOBAL SU TALEBİ 6 KATINA ÇIKTI’

Dünyada su talebinin de arttığını belirten Şahin, “Dünya Su Forumu’nun verilerine göre, insanlar yılda 4,600 km3 su kullanıyor. Bu suyun yüzde 70’i tarıma, yüzde 20’si sanayiye ve yüzde 10’u da evlere gidiyor. Global su talebi son yüzyılda 6 katına çıktı ve her yıl yüzde 1 büyümeye devam ediyor” dedi.  

‘37 ÜLKE SU KITLIĞI İLE KARŞI KARŞIYA’

Şahin aynı zamanda şunları söyledi : “Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün raporuna göre dünyada 37 ülke son derece tehlikeli düzeyde bir su kıtlığı ile karşı karşıya ve bu ülkeler her yıl su kaynaklarının yüzde 80’inden fazlasını kullanıyor. Bu da tarıma, evlere ve sanayiye ayrılan yüzde seksenden fazla suyun her yıl çekildiğini soyluyor ve is faaliyetlerinin, çiftliklerin ve toplumların bundan zarar görebileceğine işaret ediyor”

‘SU KALİTESİ KÖTÜLEŞİYOR’

Şahin, su kalitesinin gittikçe kötüleştiğini belirterek gelecek yirmi yıl boyunca temiz su kaynaklarının bilinçsiz gübre ve kimyasalların kullanımından ötürü daha da kötüleşmesinin beklendiğini belirtti. Şahin, “Ormanların yok olması, toprak kaymaları, seller ve bilinçsiz tarım teknikleri, toprak kalitesinin bozulması ve erozyon doğal afetlerin etkisini daha da arttıracak. İklim değişikliğinin neden olduğu su krizlerini Güney Afrika ve Brasilia’da gözlemledik.

Cape Town’da insanlar 4 yüzyılın en büyük kulaklıklarını yaşadı. 2014-2017 arası, Brezilya’nın büyük şehirlerinden San Paulo’da son 100 yılın en büyük kuraklığı yasandı. Üç yıl suren kuraklık yüzünden, Brezilya’nın başkenti, Brasilia’da 2 milyon insan ancak her beş günde bir su kullanabildi” dedi.

‘GÜNLÜK TEDBİRLERE DEĞİL UZUN VADEDE UYGULAYACAĞIMIZ STRATEJİLERE İHTİYACIMIZ VAR’

Diğer doğal kaynaklarda olduğu gibi yeraltı ve yer ustu su kaynaklarının bilinçli kullanılması, doğal afetlere direnci arttırmak ve iklim değişikliği ile mücadele konularına toplumun her ferdinin katkısının sağlanması gerektiğine dikkat çeken Şahin şunları belirtti: “Daha önce de bahsettiğimiz gibi, uzun vadeli kuraklık problemleri masaya yatırılmalı ve günlük tedbirler değil, orta ve uzun vadede uygulayacağımız stratejiler hazırlanmalı.

Bu tip çalışmalar için kapsamlı veri tabanları ve modelleme çalışmaları şart. Pozitif ve sosyal bilim adamları, şehir planlamacıları, tarım mühendisleri ve ekonomistleri, enerji uzmanları, belediyeciler, diğer karar vericiler ve diğer toplum örgütlerinin düzenli olarak bir araya geldiği platformlar şart.”

Aynı zamanda, “BM uluslararası iklim zirvesi her yıl düzenli olarak yapılıyor, ancak su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı küresel olduğu kadar bölgesel ve yerel bir sorun” diyen Şahin, Avrupa ve Kolombiya gibi bazı Latin Amerika ülkelerinde bu konuda sistematik çalışmalar yapılsa da, dünyanın diğer bölgeleri bu konuya ayni hassasiyetin gösterilmediğini belirtti.

Şahin, pandemi ile mücadele tedbirleri kapsamında  hane halkı su tüketiminin alt yapının elverdiği ölçüde arttığını ancak küresel ekonomik yavaşlamadan dolayı, endüstri ve enerji üretimi ve turizm sektörlerinde azaldığını söyledi ve bu durumun orta vadede su krizinin çözümüne etki etmesinin beklenmediğini belirtti.

‘KURAKLIK GÜNLÜK HAYATIMIZIN OLAĞAN BİR PARÇASI HALİNE GELECEK’

Kuraklığın dünyadaki geleceğine de değinen Şahin, ülkelerde bilincin artması gerektiğini ifade ederek şunları söyledi: “Kuraklık günlük hayatımızın olağan bir parçası haline gelecektir. Türkiye’nin ve diğer devletlerin su ihtiyacını planlaması, hidroelektrik enerji ihtiyacını sürdürülebilir alternatiflere dayandırması ve tarımsal su kullanım yöntemlerini kuraklığın gereklerine uygun hale getirmesi bir zorunluluktur. En son yayımlanan, BM Dünya Su Geliştirme Raporuna göre, özellikle tarım sektöründe pozitif değişiklikler mümkün fakat bu değişiklikler ancak ve ancak doğa temelli çözümlerle ve toprağa ve ağaca demir ve betondan daha fazla itimat ederek olacak.”

17 Oca 2021 - 11:43 - Gündem --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberso Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberso hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberso editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberso değil haberi geçen ajanstır.




Anket Üçücü Covid-Pandemi Dalgalanması Olur mu?